Seferler

Kayıt — 1

Varlık Dağı ve Keçi Adamlar

Buraya girince dikkatimi çeken ilk şey bu devasa dağ oldu.

Bulutların üstüne çıkmış, tepesi görünmüyor.
Eteklerinden zirvesine doğru yerleşimler var, sarmal gibi diziliyorlar.
En tepesinde bir ağaç duruyor: beyazla sarı arası, altın gibi parlıyor —
o yükseklikte tek ışık o.

Yanına kadar gittim.

Devasa bir kapı var. Taşa oyulmuş dört harf:
elif — lâm — mîm — sâd.
Ne anlama geldiklerini soracak kimseyi bulamadım.

Kapıda bekleyenler vardı.
Belden aşağısı dağ keçisi, yukarısı insan. Ellerinde mızrak.
Üzerlerinde beyaz, dikişsiz bir bez — hac ihramı gibi.
Boynuzlarına beyaz taşlar asmışlar; her birinde sayısı farklıydı,
sormaya cesaret edemedim.

Gözleri insan gözü değil. Bakışları ne düşman ne dost —
bir sınırın kendisi gibi.

“Adem’in izni olmadan giremezsin” dediler.
Adem kim diye sordum. Cevap vermediler.

Geri döndüm. Ne dağın adını biliyorum, ne zirvedeki ağacın ne olduğunu.
Önce okuyabileceğim bir yer bulmam lazım —
bu âlemin kayıtlarını tutan biri olmalı.

Gördüklerimi bir yapay zekâya çizdirdim. Tam anlamadı,
ama size gösterebileceğim en yakın şey bu.